Kolombiya’da 1948’den bu yana devam etmekte olan “iç savaş” adeta ülkenin ünlü yazarı Gabriel García Márquez’in anlatılarına dönüştü. Bir yanda bitimsiz bir zulüm ve ölüm diğer yanda ise ülkede yaşayan insanların adalet, eşitlik arayışı… Daha önce başka yazılarda barışla ilgili tartışmaları çokça ele aldığım için (1) bu yazıyı güncel gelişmeler ve yakın vadede gündeme gelebilecek olası siyasal gelişmelerle sınırlı tutuyorum. “Öldüren Barış” diye nitelediğimiz süreç maalesef bu özelliğinden hiç bir şey kaybetmeksizin katliamların, zorla göç ettirilmelerin artan bir seyirde sürdüğü bir süreç olarak yaşanıyor.

Paris Komünü'nün 149. yıldönümü. 72 günlük Komün deneyimi dünya işçi sınıfı ve emekçilerine devrim ve sosyalizm mücadelesinde yol göstermeye devam ediyor. 18 Mart 1871 Komünü, Paris işçi sınıfının burjuva sınıfa karşı ayaklandığı, “egemen bir sınıf olarak örgütlenme”ye yöneldiği tarihsel bir girişimdir. Emek-sermaye çelişkisi ekseninde “sınıfa karşı sınıf” savaşımıyla zafer kazandığı bir gündür. Sadece proletaryanın değil, insanlığın kurtuluşunun aydınlatıcı fişeğidir.

Rusya Federasyonu ve Türkiye 17 Eylül 2018’de Rusya'nın Soçi kentinde bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmanın özünü İdlib’in çetelerden temizlenmesi oluşturmaktaydı. Bu da Türkiye'nin denetimindeki faşist çetelelerin M4 ve M5 otoyollarının güvenliğinin sağlanması ve trafiğe açılması, 15-20 km genişliğindeki bir alanın silahsızlandırılması, Türkiye'nin de “terör örgütleri” arasına almak zorunda kaldığı Heyet Tahrir el Şam (El Nusra) gibi çetelerin tasfiye edilmesi anlamına geliyordu.

Türk Ermenistan'ı Üzerine1

“Türk Ermenistan’ı” denilen yer, herhalde Rusya’nın “savaş hukukuna göre” işgal ettiği tek ülkedir. O “cennet köşesi” ki, Batı’nın şiddetli diplomatik ihtiraslarına ve Doğu’nun kanlı yönetim egzersizlerine uzun yıllar konu olmuştur (ve hala olmaktadır). Bir yanda Ermeni pogromları ve katliamları, diğer yanda yeni bir katliama kılıf olarak tüm ülkelerin diplomatlarının ikiyüzlü “ricaları”, fakat sonuç: baştan sona kana bulanmış, aldatılmış ve köleleştirilmiş bir Ermenistan –“uygar” güçlerin diplomasi “sanat”ının bu “alışılmış” resimlerini kim bilmez?

Soykırım ya da jenosit kavramı 1944’te Polonya Yahudi’si bir hukukçu olan Raphael Lemkin tarafından Yunanca “ırk”, “soy” anlamına gelen “génos” ile Fransızcaya Latince “katletmek” anlamına gelen "cidium" kökünden geçmiş "cide" sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Lemkin “Jenosit konusuna nasıl geldiniz?” sorusuna cevaben “Jenosit ile ilgilenmeye başladım, çünkü birçok kez gerçekleşti. Önce Ermenilerin başına geldi, ardından da Hitler harekete geçti” diye cevap verir. 1944’te Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Lemkin’in en önemli çalışması olan, “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Devletleri’nin Yönetimi” adlı eserinde 2. Paylaşım Savaşı sırasında Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilmiş ülkelerdeki Alman yönetiminin soykırım terimi eşliğinde geniş bir hukuki analizini içeriyordu.

“Aile” kavramı birçoğumuz için erkeğin otorite alanı olarak kabul görüyor. Kadının adının olmadığı, şiddet gördüğü, tecavüze uğradığı, kesin bir itaatin dayatıldığı, korku duvarlarının örüldüğü, geleneksel ilişkilerin üretildiği bir otorite alanı. Küçük yaştan itibaren mahremiyetin öğretildiği, bakireliğin kutsandığı, öte yandan ev içi sömürünün doğal bir vazife olarak kavratıldığı en geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin üretim merkezi. Aile denilen mevhum, erkek egemen kültürün öğretildiği, ezen/ezilen, birincil/ikincil, efendi/köle ilişkisinin her gün, her dakika üretildiği bir kölelik kurumudur. Toplumun en küçük birimi olarak devlet ve erkek egemen iktidarının korunmasını sağlayan kök hücredir. Özel mülkiyet dünyasının vahşi ve kölece yaşandığı yerdir. Aile kurumunun özel mülkiyet dünyası ile kopmaz bir ilişkisi bulunmaktadır.


“Kapitalizmin gelişme yolu sefaletin yoludur ...” (Stalin)

İşsizlik “makinenin rekabetinden, çalıştırılan işçilerin niteliğindeki değişiklikten ve kısmi veya da genel krizlerin neden olduğu yetersiz istihdamdan” kaynaklanabilir. (1) Ama “makinenin rekabetinden...kısmi veya genel krizlerden” dolayı işsizliğin oluşması için önce kapitalizmin gelişmesi ve işçi sayısının artması gerekir. Peki, kapitalist, işyeri ve işçi sayısını neden arttırmak ister? Bunun nedeni oldukça basittir: Kapitalist canlı işgücünden artı değer elde ettiği için sürekli, sermayesinin artışıyla birlikte çalıştırdığı işçilerin sayısını da çoğaltmak ister. Artan sermaye, çoğalan işyeri, dolayısıyla işçi demektir.

“Yüzyılın Anlaşması” yeni bir plan değil. Trump’ın iktidara geldikten hemen sonra gündemleştirdiği ve 2018’den itibaren fiili de uyguladığı bir plandır. Trump'ın kişisel megaloman hezeyanlarının plan üzerindeki izleri olmakla birlikte sorunun özü emperyalist ABD'nin emperyalist küreselleşme döneminde dünyada ve Ortadoğu'da emperyalist, kapitalist, gerici, faşist devletlerle giriştiği paylaşım savaşının yansımasıdır. ABD'nin tek kutuplu sürdürmeye çalıştığı hegemonyasına, başta Rusya ve Çin darbeler vurmaya başladı. Ortadoğu, emperyalist ve bölgesel güçlerin paylaşım savaşının merkezinde durmaktadır. Trump'ın Siyonist İsrail başbakanı ile birlikte ilan ettiği “Yüzyılın Anlaşması” da emperyalistler ve bölgesel gerici, faşist, despotik devletler arasındaki hegemonya mücadelesinin yansımasıdır. Filistin'in İsrail tarafından işgali emperyalist ABD'nin Ortadoğu'da kurmaya çalıştığı egemenlik için bir maniveladır.

Faşist şef Erdoğan BM genel kurulunda elinde bir haritayla ortaya çıktı. Kobanê’den başlayarak Güney Kürdistan’a açılan Semelka kapısına kadar 32 km derinliğinde bir alanı işgal edeceğini açıklıyordu. Böylece işgal altında tuttuğu Efrîn, Cerablus ve El Bab’la bütün bir sınırı ele geçirecekti. Buraya bir milyon göçmeni yerleştireceğini belirtiyordu; tankları, hemen arkasından TOKİ’yi sokacak, göçmenlere bahçeli evler yaptıracaktı. Burada yaşayan Kürtler mi? Onlar zaten “terörist”ti. Tıpkı Efrîn’deki gibi evlerinden, topraklarından kovulacak, mallarına mülklerine el konulacaktı. Burada da duracak değildi faşist şef, devrim yönetiminin elindeki petrolü gasp ederek karşılayacaktı bütün masrafları.

Toplumun ezilen, sömürülen, haklarından yoksun bırakılan sınıf ve kesimleri herhangi bir biçimde harekete geçtiklerinde faşist şeflik rejimiyle karşı karşıya geliyorlar. Değişik kesimlerin taleplerini karşılama ve sorunları çözme yeteneğinden yoksun faşist şeflik rejimi faşist devlet terörüyle, itiraz edenleri, sesini yükseltenleri ezmeye yöneliyor. Değişik toplumsal kesimlerin öncüleri diktatörlüğün ilk hedefi oluyor. Türkiye ucube “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında faşist şeflik rejimi tarafından yönetildiği için, antifaşist cephenin geliştirilmesi başta gelmek üzere antifaşist mücadelenin bütün sorunları güncel ve yakıcı. Böyle olmaya da devam edecektir.

Koronavirüs salgını kapitalist sistemin bir anlık ekran görüntüsünü çekti. O bir anlık görüntüde üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete, milyarlarca insanın fazla emek zamanının bir avuç burjuva tarafından gasp edilmesine, bir avuç emperyalist devlet ve tekelin dünyanın geri kalanını yağmalamasına, daha fazla kar için doğanın talan edilmesine, halklar, sınıflar ve cinsler arasındaki eşitsizliğin derinleştirilmesine, insanlar arasındaki her türden insani bağın, dayanışmanın, yardımlaşmanın, sevginin yerine bireyciliğin, bencilliğin, çıkarın geçirilmesine dayalı sermaye birikimi düzeninin, kapitalist sistemin nasıl tepeden tırnağa çürüdüğü gözler önüne serildi; sermayenin hiç bir hükmünün kalmadığı, çaresizlik içinde bir virüsün, koronanın önünde diz çöktüğü görüldü.

Marksist Teori

Yaygın Süreli Yayın
Varyos Gazete Dergi adına Yazı İşleri Müdürü: Tülin Gür
Posta Çeki Hesap No: Varyos Gazete Dergi 17629956
Türkiye İş Bankası IBAN: TR 83 0006 0011 1220 4668 71

Bize Ulaşın

Yönetim Yeri: Aksaray Mah. Müezzin Sok. İlhan Apt. No: 12/1 D:7 Fatih/İSTANBUL
Tel: (0212) 529 15 94  Faks: (0212) 529 06 75
Web Sitesi: www.marksistteori5.org
E-posta: info@marksistteori.org
Twitter: @mt_dergi