Gençliğin Sözü Eylemi Olacak

Emperyalist küreselleşme döneminde kapitalizm büyük krizler yaşıyor ve ömrü tükeniyor. Sömürü düzeni, yok oluşuna tüm dünyayı ortak etmek istiyor ve vahşetini katmerliyor. İnsanı, emeği, kadını, doğayı ve kar edebileceği her şeyi sömüren, geleceksizlik ve yoksulluktan öte hiçbir şey vaat etmeyen kapitalizm için milyonlarca insanın ölümü kendi varlığı, zenginliği ve geleceğinin yanında hiçbir şey! Ve şimdi, vahşetiyle dünyayı yaşanamaz hale getiren kapitalizmin, doğrudan sorumlu olduğu felaketlere bir yenisi daha ekleniyor; COVID-19 salgını.

Küresel düzeyde yaşanan COVID-19 salgını yayılıyor, vaka sayıları ve ölümler artıyor. Henüz sosyal mesafelendirme ve kişisel önlemlerin ötesinde bir çözüm bulunabilmiş değil. Yüksek teknoloji ve medeniyetle övünen büyük kapitalist ülkelerin sağlık hizmetlerinde karşı karşıya kaldığı çaresizliği ve çöküşü tüm dünya izliyor.

Sömürücü sınıflar halkın aklı ve yoksulluğuyla alay ediyor. Toplumu yaşam, geçim ve gelecek kaygısı, kapitalist devletleri ise “ayaklanma korkusu” sarıyor. Birçok ülkede OHAL ilan ediliyor, tedbir adı altında antidemokratik uygulamalar sıkıyönetime dönüşüyor ve devlet-halk, zengin-yoksul çelişkileri derinleşiyor. Halk sağlığı tehdit ediliyor ve kar elde etmeyecek her şey yok sayılıyor. “Önlem” olarak konulan resmi/fiili yasak ve engellemeler gerekçe gösterilerek kesilen para cezaları, zenginlerden silinen ama emekçilerden toplanmaya devam eden vergiler, elektrik-gaz-su fatura ücretlendirmelerinin devam etmesi ve binlerce işçinin ücretli izin hakkının çalınması gibi gerekçeler emekçileri geleceksizliğin çukuruna itiyor.

Dünyanın dört bir yanında yükselen talepler çığlığa dönüşüyor ve evlerden yükselen sesler gün geçtikçe birbirine benziyor; yaşamak istiyoruz! Küresel düzeyde yaşanan salgınla ezilenler arasında yeni bir dil gelişiyor ve COVID-19’u fırsata çevirmek isteyen sömürücü sınıflara karşı kader ortağı yoksul emekçilerin dayanışması büyümeye devam ediyor.

Küresel düzeydeki verilere göre COVID-19 salgınında ölüm oranı en düşük kesim gençliktir. Ancak bu durum gençliğin yaşamında özel bir ayrıcalık oluşturmuyor. Gençlik de tüm toplumsal kesimler gibi salgın gerçekliğini zengin-yoksul, devlet-halk çelişkisi düzleminde yaşıyor.

İşçi ve emekçilere ücretli izin hakkı tanımayan faşist şeflik rejimi, aynı zamanda patronları koruyan yasalarıyla “işten çıkarmaları yasaklama” yalanıyla ücretsiz izni yasalaştırıyor. Kendisi ve ailesinin geçimini sağlamak amacıyla çalışmak zorunda bırakılan binlerce genç işçi de ölüme sürükleniyor. İletişim, bilişim ve telekomünikasyon gibi sektörlerde çalışan ve salgın nedeniyle “evden çalıştırılmaya” devam eden genç işçilerin çalışma koşulları daha da ağırlaşıyor. Bunlar ve benzeri sektörlerde çalışan genç işçiler şimdi evlerinde daha ağır koşullarda, baskı altında, daha uzun süreli ve molasız çalıştırılıyor. Sömürü her geçen gün daha da katmerleniyor. Kasiyer, reyon görevlisi, depo çalışanı olarak genç işçilerin çalıştığı marketlerde -Şok market örneğinde çarpıcı tarzda görüldüğü gibi- çalışma saatleri uzatılıyor ve çalışma koşulları ağırlaştırılıyor.

Her geçen gün artan genç işsizlerin sayısı COVID-19 salgınıyla birlikte katlanarak büyüyor. Salgına karşı “önlem” amacıyla kapatılan mağaza, kafe, büfe gibi işlerde part-time ya da full-time çalışan gençler yeni durumda işsiz kalıyor. Geçtiğimiz yılın TÜİK verilerine göre, bir yılda 1 milyon kişi artan genç işsiz sayısı 4,5 milyonu aştı. Genel işsizlik oranı yüzde 13,9. Ekonomik krizin etkisiyle bir yılda 748 bin kişi işini kaybetti.

Öğrenci gençlik açısından da durum pek farklı değil. Salgının resmen ilanıyla birlikte üniversite öğrencileri kontrolden geçirilmeden ve hiç bir önlem alınmadan apar topar yurtlardan çıkarıldı, ailelerinin yanına gönderildi. Öğrenci evlerinde kalanların ise masrafları kat be kat arttı. Zaten asgari ihtiyaçlarına dahi yetmeyen burslarıyla yeni durumda artan giderlerini karşılayabilmeleri mümkün değildir. Online ders, sınavlara ulaşım ve erişim gibi sorunlar da yine zengin ve yoksul aile çocukları arasındaki sınıf farkını, eşitsizliği gözler önüne serdi.

Liseleri, ideolojik hegemonya altına alarak kendi neslini yetiştirme sahası olarak gören AKP, COVID-19 sonrası başladığı uzaktan eğitim uygulamasıyla binlerce liseliyi ve ailelerini mağdur etti. Uzaktan eğitim derslerinde Menderes’e övgüler dizilirken, müfredat değişikliklerinde olduğu gibi Marksizm ve materyalizm canavarlaştırıldı. Köylerde yaşayan öğrencilerin durumu ise daha ağır, bazıları uzaktan eğitim derslerini izleyebilecek televizyondan bile yoksun. Stajları durdurulmayan meslek lisesi öğrencileri üzerindeki ağır sömürü çarkı dönmeye devam etti.

Liseli, üniversiteli, işçi ve işsiz genç kadınlar için ise yeni durumda hapsoldukları evler erkek şiddetinin daha da artmasına neden oldu. Ailelerinin yanında ve tüm gününü evde geçirmek zorunda kalan genç kadınlar hemen "ev işlerinden sorumlu” olarak atandı! Erkek kardeşin ve babanın hoşuna gitmeyecek her durumda şiddetin artacağından da kimsenin şüphesi yok.

COVID-19 salgını öncesi zaten sürmekte olan ekonomik krizle birlikte geçim sıkıntısı yaşayan gençler için durum şimdi daha da ağırlaşıyor. Bu süreç sadece ekonomik zorluk ve çöküntülere değil, aynı zamanda gençlerin psikolojisinin bozulmasına ve kimi olumsuz alışkanlıklar edinmelerine yol açacaktır. Yabancılaşma ve değersizleşmenin bunlarla beraber gelişmesi de şaşırtıcı olmayacaktır. Tüm bunlar, gençler için evde kalmanın, geçimini sağlayabilmenin ve gelişimini sağlıklı tarzda sürdürmenin zemini olmadığını gösteriyor.

Bir de evde kalmasına izin verilmeyen binlerce genç işçi var, onlar evde kalamayanlar!

“Sosyal mesafe” ve “Evde kal” çağrısı yapan siyasi iktidarın “ücretli izin hakkı” tanımadığı, patronların çalışma saatlerini uzattığı çalışma ortamında, dip dibe çalıştırılan genç işçilerden bahsediyoruz. En basitinden, virüsün iş yerlerinde yayılması ve aynı zamanda çalışan işçilerin ailelerine de bulaştırma riski her geçen gün artıyor. Sermaye düzeni bunu bilmiyor ve ön görmüyor değil. Kapitalist sömürü düzeni kar üretimi için çalışmayı durdurmamakla birlikte ölüm nedeniyle oluşabilecek boşlukları doldurabileceği milyonlarca işsizin varlığına güveniyor.

Gençlik cephesinde yeni bir durum olarak açığa çıkan gerçek; halk gençliğinin tehdit altında olduğu gerçeğidir. Halk gençliğinin talep ve sorunları dünden daha yakıcı hale gelmiştir. Bu gelişme gençlik mücadelesinin öznelerine ve başta sosyalist gençlere yeni görev ve sorumluluk yüklemektedir. Halk gençliğinin yaşamakta olduğu sorunlar iyi analiz edilmeli, siyasi çalışma bu kitleyi harekete geçirmeyi ve örgütlemeyi hedeflemelidir. İnşaatlarda, marketlerde, atölye ve imalathanelerde, çağrı merkezleri vb. yerlerde çalışan gençleri örgütlemenin yöntemleri üzerine daha fazla yoğunlaşılmalı ve araçları oluşturulmalıdır.

COVID-19 nedeniyle ölüm oranı daha düşük ve salgını atlatma düzeyi daha yüksek olan gençliğe bugün daha fazla görev ve sorumluluk düşmektedir. Gerek toplumsal dayanışma pratikleri, gerek siyasi faaliyetin örgütlenmesi gençliğin sokağı daha etkin kullanımını ve sorumluluk üstlenmesini dayatıyor. “Öne fırlamak, inisiyatif almak, öncülük, sürükleyicilik” gençlik doğasının nitelikleridir. Şimdi geleceği kazanmak adına sorumluluk alma ve harekete geçme zamanıdır. Kapitalizm böylesine teşhir olup suçüstü yakalanırken, dünyanın her yerinden “yaşamak istiyoruz” sesleri yükselirken gençliğin tarihsel rolünü oynamaktan başka tercih, eğilim ve görevi ve seçeneği yoktur. Gençlik enerjisini, yaratıcılığını, yeteneklerini ve militanlığını tüm yıkıcılığıyla ve yaratıcılığıyla siyasal mücadelenin yükselişi için seferber etmelidir. AKP'nin 18 yıllık iktidarı boyunca teslim alamadığı gençlik, bugün faşist şeflik rejimiyle çarpışmada yalnızca temel kuvvetlerden birisi olmayacak kuşkusuz aynı zamanda özgürlük mücadelesinin en önünde yürüyecektir.

Bu tarihsel görev ve sorumluluk bilinciyle hareket eden sosyalist gençlerin siyasal, ideolojik ve örgütsel çalışmayı yeni durumun ihtiyaçlarına cevap olacak şekilde örgütlemesi, onun ayırt edici mücadele çizgisini bir kez daha göstermiştir. Yeni koşullarda ortaya koyduğu pratik, genç sosyalistlerin “gençliğin devrimci örgütü olma” iddia ve kararlılığının altını tekrar tekrar çizmiştir. Yeni duruma göre örgütler sisteminin düzenlenmesi ve işletilmesindeki iradi duruş, olası sendelemeler ve bocalamalara karşı örülen ideolojik set ve politik faaliyetin örgütlenmesindeki etkin pratik duruş, sosyalist gençliğin süreci göğüsleme iddiasını çelikleştirmiş ve gençlik mücadelesinde parlayan bir yıldız olarak onu öne çıkarmıştır.

Gençlik mücadelesinin temel sahalarından lise ve üniversitelerin kapanmasıyla birlikte enerjisini ezilenlerin yakıcı sorun ve taleplerinin yükseltilmesi mücadelesine harcayan sosyalist gençlik siyasi çalışmayı yoğunlaştıracağı alanları bu görüş açısına göre saptamıştır. İşçi-işsiz gençlerin çalışma ve yaşam alanlarında konumlanarak ve bu bölgelerde devrimci sosyalistlerle “devrimci iş birliğinin” örgütlenmesinde sorumluluk bilinciyle hareket etmiş ve enerjisini katarak çalışmayı kuvvetlendirmiştir.

Özgün koşullar ve özel kampanyalar dönemlerinde daha özel biçimlerde örgütlenen bu işbirliğinin nasıl ki önemli sonuçları olduysa, şüphesiz bu dönem için de kolektifin hanesine yazılacak olumlu sonuçları olacaktır.

Gerek kendi kuvvetleriyle, gerek devrimci sosyalistlerle birlikte örgütlenen ortak pratiklerle olsun sosyalist gençliğin faaliyetleri tüm emekçi sol güçler ve gençlik örgütleri bakımından cesaretlendirici ve teşvik edici olmuştur. Emekçi semtlerde yapılan sokak ajitasyonları, işçilerin çalışma saatlerini uzatan ŞOK market önlerinde örgütlenen teşhir ve boykot çağrıları, genç kadınların erkek şiddetine karşı sokakta örgütledikleri çalışmalar, Tüm Çalışanlar İçin Sağlık Platformu’nun ses çıkarma vb. eylemlerine katılımı, Dayanışma Ağları’nda görev üstlenmesi ve hatta bazı bölgelerde kurucu adımlar atması, İGDAŞ gibi devlet kurumları ve şirketler önünde yaptığı eylemler, işçi havzalarında mücadeleci sendikalarla birlikte örgütlediği ajitasyon-propaganda faaliyetleri sokağın örgütlenmesinde örnek ve önemli bir rol oynamıştır.

Öğrenci gençliğin talepleriyle halk gençliğinin taleplerinin daha güçlü biçimde ele alınması ve toplumsal taleplerle birleştirilmesi, mücadelenin bu zemin üzerinden yükseltilmesi dönemin öne çıkan temel görevleri arasındadır. Salt talep eden pozisyonda değil, talepler etrafında binlerce genci sorumluluk almaya ve rejim karşısında saflaşmaya çeken daha ileri düzeyde çarpışmaya sevk eden karakterde olmalıdır.

COVID-19 ile birlikte emekçi solda beliren ve mücadelenin dinamik kuvveti olma özelliği taşıyan gençlik örgütlerine de sirayet eden ideolojik çözülme ve politik atıllığın etkilerine karşı duraksamadan çetin bir mücadeleye tutuşulmalıdır. Elbette burada en sonuç alıcı tarz, dönemin koşullarına, ihtiyaçlarına cevap veren devrimci pratiğin geliştirilmesi ve yükseltilmesidir. Düşünsel ve pratik devrimci çabalar, değiştirici gücünü muhakkak gösterecek, yankısını bulacaktır.

Faşist şeflik rejimi pandemiyi fırsata çevirip, kapitalist düzenin işsiz bıraktığı gençliği, orta öğrenim gençliğini eve, yüksek öğrenim gençliğini yurtlara kapatmak, gençliğin ve toplumun ruhunu teslim almak istiyor. Faşist şef salgına karşı antidemokratik önlemleri kalıcılaştırarak, iktidarını tahkim etme peşinde. Geleceğe, halklarımıza ve işçi sınıfına karşı sorumluyuz. Durum devrimci sosyalistlere meydan okuyor. Zor bir dönemden geçiyoruz. İçinden geçtiğimiz dönem kendi özgünlükleriyle “zor zamanlar” biçiminde tarif edilebilir. Elbette böyle zamanları aşabilmenin de yolları vardır. Bugüne kadar ezilenlerin hanesine yazılan başarı, zafer ve kazanımlar güllük gülistanlık koşullarda elde edilmiş değil. Devrimciler daima içinden geçtikleri dönemlerin fedakârlık isteyen zorluklarıyla çarpışarak başarı ve kazanımları elde etmişlerdir.

Durum, devrimcilerden ideolojik netlik ve siyasi açıklık, kararlılık istiyor.

Durum, döneme denk düşen öncü çıkışları keşfetmek, denenmemişi deneyimleme, çiğnenmemiş yollardan yürüme cüretli, yaratıcı-zengin pratikler istiyor.

Durum, devrimcilere dönemin ihtiyaçlarına yanıt olan yeni araçları, yöntemleri bulmayı, yaratıcılığı dayatıyor.

Durum, devrimcileri yeni yollar açabilmenin aklı, örgütçüsü, iddialı ve cüretkâr militanı olmaya davet ediyor.

Durum, legal/illegal, açık/gizli devrimcileri sokağın yeni biçimler altında yaratıcı tarzda kullanılmasıyla yüzleşmeye çağırıyor.

Adanmışlık ve yaratıcılık Cebo ve Saryaca, Baranlaşarak önde yürüyenlerin parolasıdır.

Sosyalist gençlik, yeni araçlar kurma, yaratıcı eylemler örgütleme, kapsayıcı mücadele alanları yaratmada dayandığı zengin tarihsel mirasın hakkını vermelidir. Deneyim birikimi ve gençlik mücadelesinde öncülük iddiasıyla, sahip olduğu ideolojik donanım ve politik gelişim düzeyi ve aklıyla, yeni yollar açmanın ve yeni gelenekler yaratmanın tüm gereklerini heybesinde taşıdığını gösteriyor. Bütün bunların hakkını vermenin zamanıdır.

Salgın devrimci-demokratik kuvvetlerin mücadele araç-yöntem ve biçimlerinde kimi değişiklikleri zorunlu kıldı, ancak yeni durum asla ve asla siyasi çalışmaya ara verildiği anlamına gelmez! “Hele bir salgın geçsin” gibi bir yaklaşım, siyasi çalışmayı salgın sonrası günlere ertelemek, büyük tasfiyeci sonuçlar üretecek vahim bir hata olur. Salgın ve faşist diktatörlüğün salgın karşısındaki tutumu başlı başına siyasi mücadelenin konusudur. O nedenle dönem gençliği eve kapanmaya değil, öncülük ve önderlik iddiasıyla birkaç adım öne çıkmaya davet ediyor. Başta sosyalist gençlik olmak üzere bu iddia ile hareket eden kuvvetler yol gösterici pratikler sergiliyor. İşçi ve emekçilerin yaşam alanlarında sokak sokak yapılan ajitasyon konuşmaları, işçi havzalarında sürdürülen ajitasyon çalışmaları, kente yayılmış yaygın duvar yazılamaları, balkonların eylem alanına dönüştürülmesi, sosyal medyanın etkin kullanımı, işçi sendikalarının çalışmalarında görev almak, Şok marketi boykot etme çağrıları ve teşhir çalışmaları sosyalist gençliğin örgütlemiş olduğu yön tayin edici eylem biçimleridir. Şüphesiz daha da büyütülmesi ve zenginleştirilmesi bir ihtiyaçtır ancak içinden geçtiğimiz dönemde devrimci sorumlulukla hareket etmenin berrak örnekleridir.

Yeni koşulların ihtiyacına uygun olarak güçlerini örgütleyen ve sokaktan ayağını çekmeyen devrimci-demokratik kuvvetlere dair “Bugün bile sokak diyorsunuz, şimdi konu bu değil konu herkesin sağlığı, herkes evde, ne anlamı var, bilime meydan okuyorsunuz, bu soldan bir şey olmaz” gibi küçük burjuva teslimiyetçi, tasfiyeci, liberal tutum ve yaklaşımların “devrim” fikriyle, sosyalist gençliğin devrim fikrinin bir olmadığı çok açıktır. Kapitalist sömürü düzeninin aklı ve onun siyasi rejimleri “Evde kal” çağrılarıyla birlikte emekçiler üzerinde bir sinme, yılgınlık hali yaratmak, boyun eğdirmeye ve psikolojik çöküntüler oluşturmaya çalışıyor. Aynı zamanda demokratik hak ve özgürlüklere yönelik saldırılarını sürdürüyor ve devrimci-demokratik hareketi ideolojik çözülme ve politik yenilgiye uğratmak istiyor. Faşist şeflik rejiminin “Evde kal” çağrılarının emekçiler cephesinden hiçbir karşılığı yoktur. Binlerce işçi emekçi zorla çalıştırılmaya devam etmektedir. Halkın hiçbir ihtiyacı karşılanmamakta, ya yoksulluk ya ölüm ikilemi dayatılmaktadır. Sokaklar evde kalamayanlarla doludur! Tarihin çağrısına devrimci yanıt; krizi fırsata çeviren faşist şeflik rejimine karşı mücadeleyi büyüterek sürdürmek için tereddütsüz ileri atılmaktır. Evde kalamayanlarla birlikte hayatı durdurmanın koşullarını yaratmak, sınırları zorlamak, bu durumu rejimle çarpışma düzeyine taşımak için seferber olmaktır.

Sosyal medyanın özel bir alan olarak örgütlenmesi, siyasal çalışmalarda etkin tarzda değerlendirilmesi elbette önemlidir, ihmal edilemez ancak faşist şeflik rejiminin politik-ideolojik kuşatma ve saldırılarının salt sosyal medya üzerinden yanıtlanabileceğini, püskürtülebileceğini düşünmek, siyasi çalışmayı buraya indirgemek ağır bir yanılgı, ciddi bir ideolojik çözülme ve iddia kaybıdır. İş bırakma ve grevin örgütlenmesi, ilgili devlet kurumlarının önünde açıklama ve eylemler, evde kalamayanların çalışmak zorunda bırakıldıkları iş yerleri önünde küçük çaplı siyasi gösteri ve çağırılar, toplumsal dayanışma pratikleri örmek, güç biriktirmek, yeni alanlara açılmak, dönemin ihtiyaçlarına cevap olmak, kapitalist düzen ve faşist rejimin teşhiri faaliyetlerini örgütlemek için sokağın kullanımı zorunluluktur, vazgeçilmezdir. Gençlik mücadelesinde öncülük ve önderlik iddiası taşıyan öznelerin, siyasi çalışmaların yeni biçimlerle birlikte devam ettiğini ve omuzlarımızdaki görevlerin arttığını görmesi gerekir. Devrimci politika geri bilinçle uzlaşmaz, kendini değiştirici bir güç olarak dayatır ve kitlelerde bilinç örgütlemenin yollarını arar, eylemini örgütler. Bu nedenle sokakla daha güçlü ilişki kurmanın sınırları zorlanmalı ve saflaşma derinleştirilmelidir.

Yaşanan binlerce ölüm ve önlenemeyen salgın aynı zamanda başta sağlık ve eğitim sistemlerindeki çürümüşlüğü, iflası bir kez daha gözler önüne sermiş oldu. Bu alanların kapitalist sistemde toplumsal gelişim ve halk sağlığı için değil kar amacıyla düzenlendiği kitleler tarafından daha net görülür oldu. Bununla birlikte sisteme ve siyasi iktidarlara karşı güvensizlik derinleşerek büyüyor. Bunlar mayalanan yeni bir arayışa da işaret etmektedir. Sosyalizm propagandası için oluşan elverişli toplumsal iklimi güçlü biçimde değerlendirmek öne çıkan görevler arasında.

Sosyalizm fikrini en geniş gençlik kitleleri içerisinde yayma görevi sosyalist gençlerin omuzlarındadır. Gençlik yıkıcı ve kurucudur. Pes etmez, denemekten vazgeçmez. Değiştirme ve yeniyi örgütleme potansiyeli yüksektir. Gençliğin devrimci öncünün bayrağı altında toplanması, örgütlenmesi ve harekete geçirilmesi bu nedenle de çok önemlidir.

Kapısını çaldığımız emekçiler arasında işsiz, liseli-üniversiteli öğrencileri, daha özgün çağrı ve araçlarla genç kadınları sorumluluk almaya devrimci öncünün saflarında birleşmeye çağırmak gerekir. Ezilenler arasında güçlenen dayanışma kültürü ve duygu ortaklığı, gençlik kitleleri arasında da daha güçlü biçimlerde örgütlenebilir. Bu pratikler sosyalist bir dünyanın kapısını aralamanın ilk adımlarıdır. Hedefimiz kapitalist sistemin ve siyasi iktidarın sömürü politikalarını en çarpıcı ve yaratıcı biçimlerle mahkûm etmek, her krizi derinleştirip fırsata çevirmek ve emekçilerin yükselen taleplerini rejimle çarpışma düzeyine taşımak olmalıdır. Salgın koşullarında siyasi çalışmayı ne biçimlerde ve hangi zeminlerde yapacağımızı saptayan görüş açımız muhakkak salgın sonrasına da şimdiden göz dikmelidir. O nedenle yapacağımız tüm çalışmalar; emekçilerin “talep eden” pozisyonunu değiştirip ileri bir düzeye taşımayı, talepler üzerinden yükseltilen saflaşmayı rejimle hesaplaşma ve sıçrama tahtasına dönüştürmeyi ve bu hareketi bünyesinde birleştirecek formların inşa edilmesini hedeflemelidir.

Ezilenlerle egemenler arasında derinleşen çelişkilerin bağrında mayalanan keskin bir çarpışmanın eşiğindeyiz. Yeni süreçle birlikte açığa çıkan bu olanakları değerlendirmesini bilenler bu çarpışmadan daha güçlü çıkacaktır. Koşullara teslim olmayan devrimci iradesiyle sosyalist gençlik, dün olduğu gibi bugün de tüm enerji ve yaratıcılığıyla, kararlılık ve adanmışlığıyla devrimci görevini başarmak için cüretle ileri atılmalı, rüzgârı kasırgaya çevirmenin yollarını bulmalıdır.

Marksist Teori

Yaygın Süreli Yayın
Varyos Gazete Dergi adına Yazı İşleri Müdürü: Tülin Gür
Posta Çeki Hesap No: Varyos Gazete Dergi 17629956
Türkiye İş Bankası IBAN: TR 83 0006 0011 1220 4668 71

Bize Ulaşın

Yönetim Yeri: Aksaray Mah. Müezzin Sok. İlhan Apt. No: 12/1 D:7 Fatih/İSTANBUL
Tel: (0212) 529 15 94  Faks: (0212) 529 06 75
Web Sitesi: www.marksistteori5.org
E-posta: info@marksistteori.org
Twitter: @mt_dergi