Beş Ayın Tablosunda; Parti, Direniş ve Mücadele Hakikati

Parti için gelişiminin sorunlarına, süreçlerine, imkânlarına ve risklerine hâkim olmak; gelişimini yönetebilmenin, “devrimci kendiliğindencilik”ten sakınabilmenin ve kendi tarihine hükmedebilmenin koşuludur. Parti, var oluşu ve gelişiminin belirli bütün anlarının genel çerçevesini ve içinden geçmekte olduğu kritik süreçlerin sorunlarını çözümlemeli, kavramalı, sürecin yönünü ve hareket tarzının esasını tayin edebilmelidir.

Özel, özgün anların, kritik süreçlerin, keskin dönemeçlerin çözümlenmesi, analiz ve öngörülerin doğru bir hareket tarzı ile buluşturulması, bilinçli, iradi müdahalenin geliştirilmesi ve yönetme kabiliyetinin sergilenmesi her bir dönem boyunca sürer. Bu olanakların analizine dayalı bir dönemsel gelişim stratejisi tartışmasıdır esasında. Partinin gelişimi işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesinin gelişiminin ihtiyaçlarını anlama, çözümleme kendi rolüne uygun düşünsel ve pratik politik yanıtlar geliştirme, özetle sınıflar mücadelesinde kendi rolünü oynamaya kilitlenmesiyle bağlıdır.

Marksist devrimci gerçekçilik, sınıflar mücadelesinin bütün an’larının aynı zamanda devrimci olanaklar barındırdığını kabul eder. En imkânsız gibi görünen an’larda dahi yürürlükte olan devrimci iyimserlik de bu gerçeklik üzerinde yükselir. Devrimci önderliğin yaratımı, parti hakikati ise işte bu imkânların realize edilmesi ve devrimci eylemin örgütlenmesinde hayat bulur.

Devrimci gerçekçiliği parti, direniş ve mücadele hakikati üzerine kurup, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) Eylül’den bu yana süren 5 aylık pratiğine bakacağız. 5 aya sığan sistematik gözaltı-tutuklama saldırısı, kaçırma kaybetme girişimini direnme ve mücadele kapasitesi ile değerlendirecek, bu zeminde ortaya çıkan gelişimin yönü ve imkânlarına çubuğu bükeceğiz.

Faşist ablukaya vurulan kızgın mavi mühür!

ESP’nin geride bıraktığı 5 ayı ve bu 5 ay içerisine sığan 4 gözaltı-tutuklama saldırısı ve bir kaçırma-kaybetme girişimini, bu saldırganlık yaylımında yürüyüşü en yalın ifadeyle, “Parti, Eylül, direniş ve mücadele hakikati” diye tarifleriz. 5 aya sığan saldırının çapını da devrimci öncü ile karşıdevrim arasındaki çarpışmanın düzeyini de belirleyen bu hakikattir.

Devrimci öncü, kendini amaçlarına adayarak, yenilgilere yenilmeden, faşizmin ve sömürgeciliğin yok etme saldırıları karşısında yılgınlığa düşmeden, ölümsüzlerinin şahsında ideallerine sımsıkı bağlı kalarak, yenilenme yeteneğini geliştirerek, ürkütücü eşik ve dönemeçlerde daha büyük görevleri omuzlamaya cüret ederek şekillenmiş, tarihini fırtınalı yürüyüş içinde yapmış bir varlıktır. O’nu her seferinde bitirdiğini ilan eden faşist rejimi hayal kırıklığına uğratan da bu varoluş ve yürüyüştür.

Siyasal mücadele ve devrim, her gelişmede, her ileri hamlede birleşik ve daha güçlü bir karşı devrime yol açar, daha kapsamlı bir zoru besler. Bu karşı devrim koşulları, devrimci gelişimi bu zorun üstesinden gelebilmek için tüm imkânları zorlanmasına ve mücadelenin karşı devrimin üstesinden gelecek bir düzeye yükseltilmesine iter.

2015 yılından bu yana sistematik biçimde sürdürülen çöktürme planının temel hedefi politik özneleri tasfiye etmek, demokratik mücadeleyi ve örgütlenme alanlarını bastırarak bir mezarlık sessizliği yaratmak. Faşist rejim beka sorununun çözümünü bu tasfiyeci kuşatmada görüyor. Başkanlık sistemi, OHAL-KHK düzeni, güvenlik yasaları, sürekli genişletilen Emniyet envanterleri, yaygınlaştırılan bekçi terörü, savaş, işgal politikalarının bütünüyle bu stratejiyi gerçek kılmaya çalışıyor. Fakat tüm saldırganlığına rağmen başaramıyor.

Geride kalan 5 yılın siyasal mücadele tablosu ve toplumsal ruh hali, faşist rejimi sağlam ve güvenceli duruma ulaştırmış değil. Rejimin toplumsal meşruiyeti oturmuş değil. İşçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci, demokratik mücadelesi bütün faşist teröre rağmen bastırılabilmiş değil. Kürt özgürlük hareketi ve devrimci güçler tasfiye edilmiş değil. İktidar bu yüzden her hak mücadelesinde, her direnişte Gezi kâbusu görmeye devam ediyor. Bu yüzden kadın üniversiteleri açmak, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekte somutlaşan cinsiyetçi saflaşma, gerici ittifaklar ile yol almaya çalışıyor. Ezilenlerin bağrında direniş, isyan biriktikçe aralıksız saldırganlığa başvuruyor, faşist devlet terörü ve kontrgerilla yöntemleri dışında bir yol bulamıyor. Bu acizliğinin, çıkışsızlığının yarattığı, devrimci mücadelenin beslendiği bir karşı zor.

2015’ten bu yana bu saldırganlığın temel hedeflerinden biri olan devrimci öncü, geride kalan siyasi savaşım yılları ve örgütsel varlığı ile faşist rejimin bu ideolojik-politik tasfiye ablukasını yararak ilerledi. Bu yürüyüş Suruç Katliamı’nda cisimleşen kazanmanın bedelini taşımakta, şehit cenazelerini arınmış bir adanmayla kaldırmakta, gözaltı ve tutuklama saldırılarının yarattığı güç kayıplarına saplanmadan politik mücadele görevlerinin üstesinden gelmeye çabalamakta somutlaşır.

ESP tasfiyeci kuşatma ve direniş yılları boyunca kendi tarihini yapma, kendi gelişimini yönetme süreçlerinde geliştirdiği ideolojik değerleriyle, siyasi kültürüyle, politik mücadele anlayışı ve tarzıyla öncü siyasal bir varlık olma hakkını kazanmış, emekçi sol, sosyalist hareketin de kabul ettiği bir varlık zemini yaratmıştır.

Bu yürüyüş ve ESP’nin siyasi, örgütsel ve ideolojik tablosu faşist rejimin kuşatmadan yanıt alma, partiyi politik mücadeleden söküp atma umudunu elinden almıştır. Faşist rejim bu yüzden itirafçılarda, soruşturma-kovuşturma tezgâhlarında çare arıyor, aylık rutine dönüştürdüğü gözaltı-tutuklama saldırıları ile örgütsel tasfiyeyi hedefliyor.

Eylül ayından bu yana iki itirafçı ifadesine dayanarak yapılan İstanbul ve İzmir geniş çaplı gözaltı ve tutuklama saldırısı, şehitleri uğurlama törenleri, ölümsüzleri anma eylemleri üzerinden yapılan saldırı, sosyalist gençliğe dönük Ankara operasyonu ve nihayet ESP taraftarı emekçi bir ailenin işçi evladı Gökhan Güneş’i kaçırma ve kaybetme girişimi ve işkence yoluyla itirafçılaştırma yönteminin bütün özü-özeti, tüm gerekçesi budur.

Faşist rejim, devrimci öncüyü ezmek, yok etmek istiyor. Bu partiye dokunan yanar dedirtmek, saflarını kurutmak, sistematik saldırı ile partinin örgütsel iskeletini bozmak, politik mevzileniş ve ilerleyişini durdurmak ve ağırlaşan örgütsel sorunlar, büyüyen görevler içinde partiyi içe döndürmek istiyor. Böylece onu politik savaşımda yerleştiği yerden sökmeyi; işçi sınıfı ve ezilenlerin bağrında beslenen itirazın devrimci çözüm ile buluşma kanallarını yok etmeyi hedefliyor.

Saldırılar her şeyden önce ESP’nin;

Salgın döneminde bütün riskleri göze alarak, emekçi sol hareketin içine hapsolduğu ‘evde kal’ yanılgısına set çekerek sokağa çıkma, salgından ya da açlıktan ölüme mahkûm edilen işçi sınıfı ve ezilenlerin kararlı savaşçısı olma pratiğine,

Suruç’ta somutlaşan birleşik adalet mücadelesine ve fiili meşru mücadele çizgisine,

Cepheleşme anlayışına, birleşik antifaşist mücadelenin geliştirilmesindeki politik cüret ve ataklığına,

Gülistan Doku’yu arama, faillerinden hesap sorma ısrarına; cins kırımının yanı sıra işgal ve sömürgeci politikaların bir sonucu olarak kaybedilen Gülistan’ın adını kadın özgürlük mücadelesinin eşiklerine taşıma, sınırı aştırma politik hattına,

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme saldırısında “Uygula” çağrılarından, özgüven ve inisiyatifin konuştuğu “Alt-Üst Et” çağrısına,

Üniversiteli gençliğin Boğaziçi etrafında gelişen kayyum karşıtı direnişinde “Bundan Sonrası Hepimizde” konumlanışından, onur ve özgürlük isyanındaki barikat başı nöbetlerine,

Günlük politik faaliyetini geliştirme ve politik mücadeleyi yükseltme görüş açısından somutlaşan, işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin kitlesel hareketlerine önderlik etme hazırlığına,

Her durum ve koşul altında ideolojik ve örgütsel olarak kendini yeniden üretme özverisi, emeği ve girişkenliğinedir.

Devrimci öncü bu çizgisi ile faşist şeflik rejimi nezdinde kesinkes alt edilmesi gereken başlıca bir tehdit odağıdır. Bu odak tasfiyeci kuşatmaya direnerek, bedelleri göze alıp yürüyerek, her seferinde yeniden derlenme, doğrulma eylemini yol yürüyüşü edinerek yaratılmıştır. Burada 5 yıllık direniş döneminin yenilgileri, kayıpları, dağılmaları, toplanmaları içerilmiş, sindirilmiş bir tavır yükselir. Geride kalan 5 ayı besleyen sabır, dirayet, özveri ve cüret işte bu tavırdan beslenir. Devrimci sosyalistler tasfiyeci kuşatma ve direniş yılları boyunca biriktirdikleri ders ve deneyimlerle öncü bir siyaset tarzı ortaya koymuş, karşıdevrimin zoruna mazhar oldukları her durumda da bu tarz ve tavırdan kopmadan yürümüştür.

Bütün gözaltı saldırıları devrimci sosyalistlerin “ESP Umuttur, Umut Dimdik Ayakta” sloganları ile karşılandı. Bütün nezarethaneler, gözaltı merkezleri devrimci tutumla, direnişin neşesi ile kuşatıldı. Bütün sorgular parti eylemine, görevlerine karşı duyulan sorumluluğun ve ölümsüzlerimize, ideallere bağlılığın sözleri ile yanıtlandı.

Yolu hapishaneye çevrilen tüm partililer, kâğıdı, kalemi, mektubu, voltayı devrimci faaliyet alanları yapmanın pratiği ile kendini ortaya koydu.

Arama-yakalama kararları ile fiilen-fiziken mücadele dışına itilmek istenenlerin devrimcilikte, devrimci savaşımı büyütmekte somutlaşan kolektif eylemleri, çalışmaları partinin kuşatmayı yarma eylemleri, baş eğmezliği olarak parladı.

Parti, kaçırma, kaybetme saldırısı karşısında güçlü bir politik duruş ve cüret sergileyerek faşizmin saldırısını püskürttü. Rejimi suçüstü yakalayıp teşhir etti ve devrimci hareketin karşı karşıya olduğu bir saldırı planını bozdu. Benzer saldırıya maruz kalıp, sessizlik ve çaresizlik içinde kalmış insanların da sesi, umudu olacak bir duruş örgütledi.

ESP tüm bu devrimci pratiği ile içe döner, kaygı ve endişe ile sarsılır, politik görevlerinden geri düşer diye bekleyenleri hüsran; daha güçlü ileri atılır diye umanları umut ve dövüşkenlikle yanıtladı.

Devrimci sosyalistler sadece direnmedi. Her durum ve koşul altında politik mücadelenin görevlerine sarılmayı, kuşatmayı yarmanın, örgütsel sorunları çözmenin yolu olarak bildi ve uyguladı.

Parti, birleşik antifaşist mücadelenin geliştirilmesi için hızla öne atıldı, Birleşik Mücadele Güçleri’nin kuruluş çalışmalarına, “Faşizme Karşı Birleşelim, Örgütlenelim, Mücadeleyi Yükseltelim” kampanyasının görevlerine asıldı.

Boğaziçi direnişiyle canlı bir ilişki kurdu, direnişi yaymak görüş açısından politik hat örmeye girişti.

İzmir’de zayıflamış örgütsel gövdesini depremle sarsılan halka siper etti, halktan halka dayanışmayı kurdu. Gözaltı saldırısıyla adımladığı bir günü PTT işçileriyle dayanışma eylemiyle aydınlattı.

Kaçırma-kaybetme saldırısı karşısında sadece partiden değil, tüm devrimci hareketten gücünü alan bir barikat ördü.

Her darbede zayıflayan örgütsel gövde, büyüyen boşluklar içinde yükselen bu pratiğin sahipleri bellidir: Her saldırıda boşalan görev yerlerini dolduran partililer; sökülen parti tabelasını “mavisi daha parlak olanı asarız” diyerek göndere çekenler; parti baskınlarında yerlere atılan ölümsüzlerin yaka kartlarını yüreklerin, başların ta üstünde tutanlar… Siyasi polisin talan ettiği parti binalarını, kurumları açan, temizleyen, düzenleyen, günü-dostları karşılamaya hazır eden emektarlar; parti binalarını, bayrakları, önlüklerini devrimci yürekleri ile birleştirip, birer karargâha dönüştüren, kolektif varlığı mutlak surette yukarda tutanlar…

Bu sahipler; yenilgilere yenilmemeyi, kuşatmalara teslim olmamayı, kolektif bilinç ve iradeyi yüksekte tutmayı öğrene öğrene büyüyenler; aklı yorulsa kolları, kalbi ağrısa ayakları ile yürüyenlerdir. Kasım’ı şehitlere bağlılık andı içmenin, devrimci pratikle sorgu vermenin zeminine çevirenler, Temmuz’u öfke ve isyanın diline dönüştürenler, Eylül’den umut ve devrim devşirenlerdir.

Tüm bunlarda konuşan sadece ve sadece eylemdir! Kelimenin en gerçek, en duru ifadesiyle devrimci eylem.

Sınavsal durum ve devrimci gelişimin yönü

Devrimci öncü; 5 yıllık direnişin birikimi ve 5 ayda biriken mücadele gücü ile karşı karşıya kaldığı zorlu eşiğin ilk etabını başarı ile geçmiştir. Her saldırıda, meşruiyet bilinci, fırtınalar içinde yürüme ruh hali ve manevra yapma, safları bozmadan geri çekilme ya da yürüme becerisiyle ilerlendi.

Parti; direnme, kendini yeniden örgütleme, politik iddialarına uygun bir mevzilenmeyi örgütleme gelenek ve yeteneği, ruhsal sağlamlık ve irade ile yol almanın adımlarını attı. Durumun kendini yönetmesine izin vermeden yol almayı başardı. Böylece moral üstünlüğü elde tuttu. Her devrimci militan parti işleyiş ve çalışmalarını sürdürmekte kararlı oldu, saflar ve dizilim bozulmadı.

Devrimci öncü kendi gelişiminin bu özgün kesitinde, yeni bir sınavla, bu durumun barındırdığı riskler ve olanaklarla karşı karşıya. Kuşatmanın ve savaşımın düzeyi, kayıplar ve boşlukların belirginliği, biriken olanakların güce dönüştürülmesi gereği devrimci öncü ve militandan yeni bir yönetme düzeyi bekliyor.

5 aylık saldırı ve direniş hakikatinde; İkitelli’den Londra’ya uzanan karşı koyma gücü, İzmir hücrelerindeki tutumu Bodrum’da, Van’da, Stuttgart’ta sloganlaştıran eylem düzeyi billurlaşır. Şu örgüt, şu saha, şu birleşik cephe kanalları, şurada bir grup taraftar gücünün etkileşimli duruşu bu hakikatin manyetik alanıdır. Devrimci öncünün bu birikimle karşısındaki zorlukları aşma kapasitesi de imkânları da vardır. Şimdi önderlik ve yönetme gücünü zorlayarak, sürecin üstesinden gelmeye çalışmak ve böyle çalışmayı kadroda, örgütte doğal bir davranışa dönüştürebilmeyi başarmak esastır. Böylesi dönemler elbette ‘normal’i bozan ve ‘eski normale dönüş’ beklentisinin riske dönüştüğü krizsel durumlardır. Krizi anlamak ve yönetme gücü ve dirayeti göstermek her kadro için temel görevdir. Boşluklar ve zorlukların matematik hesabını yapan bir akılcılıktan çıkıp, çizgi sürekliliğini sağlama ve kitlelere bağlanma yeteneğinde somutlaşan bir parti duruşu ve pratik önderlik düzeyi geliştirmek önderlik ve yönetme gücünü maddileştirecek temel yoldur.

Şimdi zamanın ruhuna uygun olarak yalın, net, kararlı olma zamanı. Zor zamanlarda öne çıkış, devrimci kararlılık örnekleriyle; kolektivizm, devrimci iş birliği ve güçlü bir örgüt-kadro etkileşimi ile ilerlenecek.

Devrimci sosyalistlerin sistematik biçimde karşı karşıya kaldıkları gözaltı ve tutuklama saldırılarının ardından yaşanan güç kaybına rağmen, parti işleyişinin gerekleri doğrultusunda hızla atılan adımlar, parti yönetim mekanizmalarının ve parti örgütlerinin çalıştırılması devrimci inisiyatif ve önderlik etme niteliğinin ifadesidir. Böyle dönemlerde, tek tek parti örgütlerinin düzgün parti işleyişi, düzenli organ yaşamı konusunda ısrarlı olmaları, kolektivizmin canlılığı, disiplinli hareket etme düzeyi, örgütsel sürekliliğin ve devrimci iradenin başta gelen görünümüdür. Düşman saldırılarının, özellikle de güç kayıplarının örgütsel yapıda ve devrimci militanda yol açacağı güçsüzlük ruh hali, örgütsel disiplinden uzaklaşma, kendiliğindenciliğe sürüklenme, bireysel kaygıların öne geçmesi gibi kimi sonuçları bertaraf etmenin tek yolu da örgütsel işleyişin sürdürülmesi ve kolektivizmin canlı işleyişidir.

İtirafçı ifadelerine dayalı siyasi operasyonlar zemininde yürütülen faşist psikolojik savaş ciddiye alınmalı ve ona karşı etkin tarzda savaşımda ustalaşmak mutlaka esas alınmalıdır. Soylu’nun Boğaziçi öğrencilerinin aileleri, gerilla güçleri için gidilen aileler ve iknaya dair rakamlarında görüldüğü gibi, faşist rejim bu konuyu ciddiyetle ve merkezi biçimde ele almakta, sınıf mücadelesinin biçimlerinden biri olarak uygulamaktadır. Devrimci öncü bu psikolojik savaşı kavramalı, günlük çalışmalarda, ilişkilerde, eylemde ve ajitasyon-propagandada onu yenilgiye uğratmanın gereklerini yerine getirmelidir.

Psikolojik savaşla moral bozukluğu yaratma, umutsuz ve yarı niyetlileri teslim alma ve partiye destek vermiş insanları, aileleri pişman etme saldırısına karşı durulmalı, parti kitlesi, taraftarlarının parti örgütleri, partili militanların etrafında kenetlenmesi başarılmalıdır. Faşist düşmanın kitlelerle öncü arasındaki bağları, ilişkileri koparıp öncüyü kitlelerden tecrit etme; kitleleri kaygı, korku ve boyun eğme duygusuyla hareketsiz bırakma ve teslim alma politikasının karşılık bulmasına izin vermemekten de öte açıkça yenilgiye uğratacak bir kitle faaliyeti ve örgütlenme çalışmalarında ısrar edilmeli, kitlelere hücum ruhu güncellenmeli ve deneyimlerinin izi takip edilmelidir.

Psikolojik savaşla başa çıkacak bir niteliğin partiye kazandırılması, her partilinin yaşam tarzına, çalışma disiplini ve anlayışına, kurumlar ve parti örgütleriyle ilişkilenmede gösterecekleri dikkat ve özene kadar genişleyen bir zeminde ele alınmalı ve devrimci öncü mutlak biçimde bu niteliği kendine katmalıdır. Günlük politik, ideolojik ve örgütsel çalışmalarda, kitle ilişkilerinde, siper yoldaşlarıyla ilişkilerde, birleşik çalışmalar ve mücadelelerde bütün kolektif ortamlarda ya da düşmanla göğüs göğse gelindiği çarpışma anlarında moral manevi üstünlüğün elde tutulması yol gösterici bir pratik politika ilkesi olarak yaşam bulmalı, devrimci eylem, devrimci iyimserlik ve özgüvenle beslenmelidir.

Kaçırma, kaybetme, işkence ile itirafçılaştırma biçimindeki özel kontrgerilla saldırısı karşısında sergilenen politik duruş ve bunun yarattığı ideolojik ve politik etki devrimci öncü için yeni bir düzeydir. Şimdi kazanılmış bu muharebeye geride kalmış bir gündem olarak bakmamak gerekir.

Bu enerjik ve yaratıcı, koparıp alan sahiplenme ve kazanımın geniş kitlelere duyurulması, mal edilmesi; saldırının teşhiri, aynı yönteme maruz kalmış, fakat sessizlik ve çaresizlikle baş etmeye çalışan insanların etkin biçimde harekete geçirilmesi ve yeni bir mücadele odağının yaratılması için önemlidir. Konunun gündemde tutulması ve genişletilmesi düşmanın kaçırma, kaybetme, düşürme, ajanlaştırma politikasını bozguna uğratacak, bu bakımdan geri çekilmesini ve iradesinin uzun bir süre kırılmasını sağlayacaktır. Devrimci sosyalistler yarattıkları pratik düzeye şimdi bu politik görevlerden bakarak yön vermeli, ilerlemelidir.

Devrimci sosyalistlerin “Kaybettirmeyeceğiz” kararlılığı faşist şeflik rejimine karşı politik savaşım çağrısı olmalı; fakat muharebe içinde gelişen “Bir kişi daha gitmesin” duygusu aşılmalıdır. Suruç’ta 33’leri uğurlamak devrimci sosyalistlerin duygularını kamçılamaya devam eden ağır bir bedel olduğu kadar; “bedel kapılarından geçmek” savaşım cesaretini büyüten bir düstur olmalıdır. Devrimci sosyalistler kayıplar olgusuna, savaşım ve bedeller gerçeğine bu çarpışmanın düzeyinden bakmayı mutlaka başarmalıdır. Eğer bu iç ideolojik, politik bir düzey olarak yaratılamaz ise devrimci öncü birleşik demokratik cepheye fikri ve iradesi ile can veren Figen Yüksekdağ’ın tutsaklığından, devrim topraklarının komünist bileşeni Baran Serhat’ın fedai çalışma tarzından öğrenememiş olur. Ki bu partiyi fırtınalar ortasında dümensiz bırakmak olur!

Devrimci öncü, örgütsel tablosunu bozmayı, kitle çalışması kanallarını tıkamayı esas alan bu saldırılar karşısında siyasi ve örgütsel sürekliliği sağlama hedefine sıkıca bağlanmalıdır.

Politik görevler, görevin gerektirdiği tüm devrimci iş birliği pratikleri örülerek ve kitle çizgisinde ısrar sürdürülerek yerine getirilmelidir. Düzgün parti işleyişi her şeye rağmen sürmeli, bunda ısrar ve çaba bırakılmamalıdır. Kadrolaştırma çalışmasına ve onun özel bir bileşeni olarak -salgın döneminde etkin biçimde yapıldığı gibi- eğitim çalışmalarına sistematik biçimde devam edilmelidir.

Sıralanan tüm görevlerin başarılması, mücadele düzeyinin yükseltilmesi, Partinin ve mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt veren bir planlama yetenek ve tarzı geliştirmeyi gerektiriyor. “Şu kurumda şunlara ihtiyaç var”, “Şu ev hapsi saldırısı konusunda bir şey yapmalı”, “Şuradaki grevle ilişkilenilse iyi olur”, “Şu alan örgütlense iyi olur”, “Şu yazının yazılmasına ihtiyaç var” diyerek yerinizde duramazsınız. Her bir devrimci militan özneleşme hattında konumlanmalı. Elbette partinin, günlük devrimci faaliyetin bütün sorunları tek tek kadrolardan sorulacak değildir, elbette devrimci iş bölümü ve iş birliği temelinde yol bulunacak, bir alanda tek başımıza olsak dahi kolektivizmin ve düzenli örgüt yaşamının mekanizmaları kurulacaktır. Fakat devrimci militan tüm bunlar dışında kendini partinin, devrimci faaliyetin bütün sorunlarından sorumlu görmelidir. Partinin bu dönemin zorluklarını göğüslemesini ve dönemi kazanmasını sağlayacak yeni nitelik düzey, özneleşen, önderleşen kadro ve örgüt gerçeği ile edinilebilir.

Devrimci militan kendinde bir düzey yaratabilmeli; tek başına bir kolektif, örgüt ve yoldaşlar içinde bir etkin özne olabilmelidir. Sorunları sahiplenen, çözüm gücü olan, sorunları kendinde çözen ve kolektivize eden, özgüvenli, yaratıcı kadro gerçekliği özellikle ön plana çıkartılmalıdır. Bireysel gelişim bu temelde örgütlenmeli, bunu kuracak tüm unsurlar hesaba katılmalıdır.

“Tek kaldım”, “Bu işler şu kadar insanla olacak işler değil”, “Şu olmasaydı şöyle olurdu” hesabında somutlaşan mantık mekanizmi ve matematiğe kapılmadan yürünecek. Partinin görüşleri, direktifleri, mücadelenin ihtiyaçları, kitlelerin talepleri tek başına kalmış bile olsa iddiaları ve iradesi olan her devrimci militanı harekete geçirecek yön tayini içerir. Bir kurumda çalışıyorsak bir masa, haber yazan bir gazeteciysek bir bilgisayar, sokaktaki militansak bir megafon, savunmaya koşan bir hukukçu, şarkıyla kavgaya neşe besteleyen bir sanatçı, kitle bilincini alıp yükseklere taşıyacak performansı birazdan üretecek bir tiyatrocu, tutsaktan gelen bir öyküyü dizecek dizgici, gerçekleri halka götürecek bir gazete dağıtımcısı… Her ne ise hareket edebilir, eylemin diliyle konuşmayı başarabilir. Üretilecek her pratik yaşamda ve savaşımda karşılığını bulur; örgüt yaşamı denen, binlerce duygu ve düşünceden, yüzlerce hareketten oluşan organizma canlı kalır.

Parti, yaşanan boşlukları, örgütlerdeki yetmezlikler ve kadro açığını işte böyle bir pratik üretkenlikle aşabilir. Örgütler arası etkileşim ve devrimci iş birliğine dayalı çalışma tarzı ve bu çalışma tarzı içinde özneleşen kadro gerçeği ile matematiksel olmasa da duruma, ihtiyaçlara uyan orantısallıkta denklemler kurabilir. Mesela Maltepe belediye işçilerinin grevini bir müzik grubu konseri ile desteklerken, bir grup öncü işçi bulunduğu üretim bölgesinden selamlayabilir. Bir kadın grubu yerlerde çöp toplayarak işçiye destek veren kadınları aydınlatma çabasına girerken, sosyalist basın mikrofonunu mahalleli emekçilere uzatabilir. Ev hapsi saldırganlığı karşısında sokakta mücadele yükseltilirken, öte yandan hukukçuları, meslek örgütleri ve baroları harekete geçirecek metinler yazılabilir, açıklamalar örgütlenebilir, konu yeni bir saflaşma düzeyi olarak gündemleştirilip geliştirilebilir. Boğaziçi direnişi ile politik mücadelenin önünde konumlanan gençliğin “Bundan Sonrası Hepimizde” çağrısına bir ilçe-mahalle temsilciliği tarafından destek açıklaması yapılırken, Tuzla’dan Hisarüstü’ne yürüyüşle Nejat’ın Boğaziçi’sine “iade-i ziyaret” gerçekleştirilebilir. Burada belirleyici olan her durumda kitlesellik, sayılar, güçlü örgüt yapısı vb. değildir. Belli gündemler etrafında fakat kendi işlevleri temelinde yan yana gelmiş örgüt-kadro gücünün etkileşimli birliğidir. Böyle bir etkileşim içinde gelişkin pratikler örgütlenebileceği gibi, örgütlere daha büyük kitleleri ve mücadeleleri örgütleyebilecek, kapsayabilecek bir örgütlenme deneyimi ve politikası da kazandırılır. Çünkü Che’nin muazzam sözünden alırsak, bugün imkânsız gibi görünen yarın gerçek olabilir.

Şimdi ve sonra...

Kitle hareketinde direniş dalgaları yükseliyor. Faşist rejim bir sessizlik, teslimiyet yaratamadığı gibi giderek moral üstünlüğünü de yitiriyor, savunma temelinde konumlanmaya başlıyor.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin kayyum karşıtı direnişi ve üniversiteli gençliğin dayanışma örgütlenmesi, Gökhan Güneş’in kontrgerillanın elinden koparıp alınması, Garê yenilgisinin yarattığı toplumsal tepki ve rejimin kodlarındaki dağılma, tekil işçi direnişleri, birbirleri ile etkileşimli grev dalgaları yeni bir toplumsal ruh halini mayalıyor. İşçi sınıfı ve ezilenlerin haklı mücadeleleri, faşist şeflik rejimine geri adım attırmakta ve politik özgürlüğü kazanmakta somutlaşan kararlılığı gelişiyor. Kitle hareketinde korku duvarı aşılıyor, savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçiş eğilimi büyüyor.

Bu büyüyen dalga faşist politik İslamcı rejimin devlet terörü ve kontrgerilla yöntemlerini de elinden alıyor. Her birini birer savunma çırpınışı haline getiriyor.

Birleşik antifaşist mücadelenin olanakları birikiyor. Tüm direnişler rejim karşısındaki saflaşma temelinde daha büyük mücadelelerin adımları olurken, daha büyük isyan dalgaları ve mücadeleyi omuzlayacak kitle büyüyor, genişliyor.

O halde hız! O halde hazırlık!

Devrimci öncü kitle çalışmasında ısrar, Birleşik Mücadele Güçleri’nde somutlaşan birleşik antifaşist mücadelenin genişletilmesinde politik inisiyatif ve süreklilik hattında durduğu sürece hızlı bir örgütsel büyüme ve genişleme imkanına hazır olmayı başarabilir.

Davet edildiğimiz savaşın kabulü; geleneğimiz ve geleceğimizin buyruğu da işte bu hazırlıktır!

 

Marksist Teori

Yaygın Süreli Yayın
Varyos Gazete Dergi adına Yazı İşleri Müdürü: Tülin Gür
Posta Çeki Hesap No: Varyos Gazete Dergi 17629956
Türkiye İş Bankası IBAN: TR 83 0006 0011 1220 4668 71

Bize Ulaşın

Yönetim Yeri: Aksaray Mah. Müezzin Sok. İlhan Apt. No: 12/1 D:7 Fatih/İSTANBUL
Tel: (0212) 529 15 94  Faks: (0212) 529 06 75
Web Sitesi: www.marksistteori5.org
E-posta: info@marksistteori.org
Twitter: @mt_dergi